İlayda için saç boyamak uzun zamandır kuaförde yapılan özel bir işlem değil. Mecidiyeköy’deki evinin banyosunda, eski bir tişörtün üzerinde birkaç boya lekesi daha oluşturmayı göze aldığı sıradan bir pazar akşamı işi. Üstelik yıllar içinde kendine göre öyle küçük alışkanlıklar geliştirmiş ki hazırlığından son durulamaya kadar neredeyse hiç düşünmeden hareket ediyor.
Yine de her zaman böyle değildi.
İlk kez saçını evde boyadığı günü hatırladığında bugün bile gülüyor. Boyayı saçından çok alnına sürmüş, banyodaki açık renk havluyu kullanmış ve sonrasında o havluyu kurtarmak için saçını boyamaktan daha fazla uğraşmıştı.
Şimdi ise işe başlamadan önce banyoda gördüğü güzel havluları ortadan kaldırıyor.
“Evde saç boyamanın birinci kuralı saçla ilgili değil,” diyor İlayda. “Sevdiğin havluyu saklayacaksın.”
Aslında onun evde saç boyama yöntemi tam da böyle küçük tecrübelerden oluşuyor. İnternette gördüğü kusursuz videolardan ziyade yıllar içinde deneyerek öğrendiği, bazen işe yarayan bazen de bir sonraki boyamada değiştirdiği alışkanlıkları var.
İlayda Saçını Neden Evde Boyuyor?
Mecidiyeköy’de kuaför bulmak zor değil. Evden çıkıp birkaç dakika yürüdüğünüzde farklı fiyatlarda ve farklı tarzlarda çalışan pek çok salon görmek mümkün. İlayda da zaman zaman profesyonel yardım alıyor. Özellikle büyük bir renk değişikliği düşünüyorsa işi kendi başına yapmayı tercih etmiyor.
Ama mesele dip boyası veya daha önce kullandığı bir tonu yenilemek olduğunda evde yapmak ona daha rahat geliyor.
Bunun tek sebebi para da değil.
Kuaföre gitmek için hazırlanmak, randevu saatini ayarlamak, yoğunluğa denk gelirse beklemek ve ardından birkaç saat geçirmek yerine bazen evinde kendi temposunda hareket etmek istiyor.
Saçına boyayı sürdükten sonra kahvesini hazırlıyor, müziğini açıyor ve bekleme süresini evde geçiriyor.
“Kimse bana başını biraz öne eğ, biraz arkaya yaslan demiyor,” diye anlatıyor. “Benim için rahat tarafı bu.”
Her Şey Boyayı Açmadan Önce Başlıyor
İlayda’nın eskiden yaptığı en büyük hata hazırlığı önemsememekmiş. Boyayı açar, eldivenleri takar ve ancak işlem başladıktan sonra eksik olan şeyleri fark edermiş.
Bir keresinde boya saçındayken toka bulmak için bütün evi dolaştığını anlatıyor.
Başka bir sefer de kullanacağı tarağı salonda unuttuğu için eldivenli elleriyle çekmeceleri karıştırmak zorunda kalmış.
Şimdi boya kutusunu açmadan önce ihtiyacı olabilecek her şeyi aynı yere topluyor.
- Kullanacağı saç boyası,
- Kutudan çıkan eldivenler,
- Saçını bölmek için birkaç toka,
- Eski ve koyu renk bir havlu,
- Geniş dişli bir tarak,
- Boyanın bulaşabileceği eski bir tişört,
- Saat veya telefon zamanlayıcısı.
Bunların hepsini banyoda erişebileceği bir yere koyuyor. Böylece boya işlemi başladıktan sonra odalar arasında dolaşmak zorunda kalmıyor.
Yeni bir ürün kullanacaksa kutudaki talimatları mutlaka okuyor ve üreticinin önerdiği alerji testini önceden yapıyor. Daha önce başka bir markanın benzer rengini kullanmış olması, yeni ürünün de aynı şekilde uygulanacağı anlamına gelmiyor.
Renk Seçerken Kutudaki Fotoğrafa Takılmıyor
İlayda’nın zamanla öğrendiği konulardan biri de boya kutusunun önündeki saç fotoğrafının tek başına yeterli olmadığı.
İlk zamanlarında mağazada gördüğü rengi beğenip doğrudan satın alıyormuş. Eve gelip uyguladığında ise sonuç bazen beklediğinden koyu, bazen daha sıcak bir ton çıkıyormuş.
Çünkü boyanın sonucu mevcut saç rengine, daha önce yapılan işlemlere ve saçın durumuna göre değişebiliyor.
Şimdi kutunun arkasındaki başlangıç rengi ve tahmini sonuç bölümünü de inceliyor. Özellikle saçında daha önce boya varsa büyük renk değişikliklerinde evde deneme yapmak yerine kuaföre danışmayı tercih ediyor.
Siyah veya koyu kahverengi saçtan bir anda çok açık bir tona geçmenin yalnızca açık renk bir kutu boya almakla olmayacağını artık gayet iyi biliyor.
“İnsan kutudaki modeli görünce beş dakikada o saç olacakmış gibi düşünüyor,” diyor. “Ben de düşündüm. Olmuyor.”
Saçı Bölümlere Ayırmak İşin Yarısını Kolaylaştırıyor
İlayda’nın saçları uzun olduğu için boyayı rastgele sürmeye başladığında bazı bölgeleri atlaması çok kolay.
Bu nedenle saçını birkaç bölüme ayırıyor.
Özellikle ense kısmının tek başına görülmesi zor olduğu için önceden düzenli bölümler oluşturmak işini kolaylaştırıyor. Aynanın karşısında saçını sağa sola çevirerek hangi bölgeye boya sürdüğünü takip ediyor.
Eskiden saçını tamamen açıp boyayı gelişigüzel dağıtıyormuş. Sonuçta ön taraf oldukça düzgün görünürken arka tarafta bazı bölümler farklı kalabiliyormuş.
Bir gün saçını topladığında bunu fark etmiş.
O günden sonra toka kullanmadan boya yapmıyor.
Alın Çevresindeki Boya Lekeleriyle Mücadelesi
Evde saç boyayanların tanıdığı görüntülerden biri de işlem bittikten sonra saç çizgisinin çevresinde kalan boya izleri.
İlayda’nın ilk denemelerinde özellikle kulak çevresi ve alnının kenarları birkaç gün boyunca hangi renk boya kullandığını açıkça belli ediyormuş.
Şimdi uygulamaya başlamadan önce saç çizgisinin çevresini korumaya dikkat ediyor ve boyayı cildine taşırmamaya çalışıyor. Bir yere boya bulaştığında da saatlerce beklemek yerine mümkün olduğunca erken temizliyor.
Ancak burada önemli bir noktaya özellikle dikkat ediyor: saç boyası için uygun olmayan güçlü temizlik ürünlerini cildine sürmüyor.
“Bir leke çıksın diye yüzümü tahriş etmenin anlamı yok,” diyor.
Boyanın kendi kullanım talimatlarında ciltteki lekeler konusunda bir öneri bulunuyorsa onu takip ediyor.
Banyo Aynası Yetmeyince Telefon Kamerası Devreye Giriyor
İlayda’nın evde saç boyarken kullandığı en basit yöntemlerden biri telefon kamerası.
Ense tarafını aynadan görmekte zorlandığında telefonun kamerasını kullanarak saçının arka bölümünü kontrol ediyor. Bunun profesyonel bir yöntem olduğunu iddia etmiyor; yalnızca kendisinin işine yaradığını söylüyor.
Bazen boyayı tamamladıktan sonra birkaç farklı açıdan bakıyor ve gözden kaçırdığı belirgin bir alan olup olmadığını kontrol ediyor.
Telefonu boya bulaşmış eldivenlerle tutmamak ise zaman içerisinde öğrendiği başka bir kural.
Çünkü bir keresinde işlem bittikten sonra saçından önce telefon kılıfını temizlemek zorunda kalmış.
Bekleme Süresini Kafasına Göre Uzatmıyor
İlayda eskiden “biraz daha beklerse renk daha iyi tutar” diye düşünüyormuş.
Şimdi bunu yapmıyor.
Kullandığı ürünün üzerinde belirtilen uygulama ve bekleme süresini esas alıyor. Süreyi tahmin etmek yerine telefonunda alarm kuruyor.
Bu küçük alışkanlık ona göre evde boya yapmanın en rahat taraflarından biri.
Alarmı kurduktan sonra banyodan çıkıyor, üzerine boya bulaşmayacağından emin olduğu bir yerde oturuyor ve kahvesini içiyor.
Mecidiyeköy’deki evinin salonundan akşam trafiğinin sesini duyarken genellikle müzik açıyor. Bazen arkadaşlarından biri görüntülü arıyor ve ekranda İlayda’yı saçları toplanmış, omzunda eski bir havluyla görünce ne yaptığını sormasına bile gerek kalmıyor.
“Yine başladın,” diyorlar.
İlayda’nın cevabı genellikle aynı:
“Bu sefer çok güzel olacak.”
Peki Her Seferinde Çok Güzel Oluyor mu?
Hayır.
İlayda da bunu saklamıyor.
Bazen beklediğinden biraz koyu çıkıyor. Bazen ışığın altında gördüğü ton banyodaki aynada gördüğünden farklı oluyor. Bazen de birkaç yıkamadan sonra rengin ilk günkü görünümü değişiyor.
Zaten evde saç boyama konusunda en fazla değişen düşüncesi de bu olmuş.
Eskiden kutuyu açarken kafasında çok net bir sonuç varmış. Şimdi ise özellikle küçük ton farklılıklarının olabileceğini biliyor.
İstediği değişiklik büyükse veya saçında açıcı gibi daha zorlayıcı bir işlem gerekiyorsa bunu kendi başına denemiyor.
“Dip boyasını evde yapabilirim diye saçımla ilgili her işlemi yapabileceğimi düşünmüyorum. Nerede duracağını bilmek de öğrendiğim şeylerden biri.”
İlayda’nın En Sevmediği Bölüm: Banyoyu Temizlemek
Saç boyama işleminin fotoğraflarda pek gösterilmeyen bir tarafı var.
Temizlik.
İlayda’ya sorarsanız işin en sıkıcı kısmı da burası.
Lavaboda küçük bir boya izi, zeminde fark edilmeyen bir damla, kenarda unutulan eldivenler… İş bittikten sonra insanın tek istediği saçını kurutup aynaya bakmak olsa da banyoyu olduğu gibi bırakmak ertesi sabah pek hoş bir sürpriz yaratmıyor.
Bu yüzden artık işlemi bitirir bitirmez etrafı kontrol ediyor.
Boyanın temas ettiği yüzeyleri, yüzey üreticisinin önerilerine uygun şekilde geciktirmeden temizliyor. Havlusunu ve eski tişörtünü de diğer çamaşırların üzerine gelişigüzel atmıyor.
Bir keresinde açık renk çamaşırların arasına boya lekeli havlu attıktan sonra bu konuda yeterince ders aldığını söylüyor.
Saç Boyandıktan Sonra İlk Aynaya Bakış
İlayda’nın en sevdiği an bu.
Saçını durulayıp bakımını yaptıktan ve biraz kuruttuktan sonra banyodaki ışığa güvenmiyor. Salona geçiyor. Aynayı pencereye yakın bir yere getiriyor ve mümkünse rengi gün ışığında tekrar inceliyor.
Çünkü aynı saç banyodaki sıcak ışıkta başka, pencere kenarında başka görünebiliyor.
İlk birkaç dakika boyunca saçını sağa çeviriyor, sola çeviriyor, önlerini düzeltiyor.
Sonra mutlaka bir fotoğraf çekiyor.
Fotoğrafı paylaşmak için değil. Bir sonraki boya zamanı geldiğinde önceki rengin nasıl göründüğünü hatırlamak için.
Telefonunda bu yüzden birbirine çok benzeyen onlarca saç fotoğrafı var.
Başka biri baktığında aralarında hiçbir fark göremeyebilir.
İlayda ise hemen anlatıyor:
“Bak bunda biraz daha sıcak. Şunda iki ton arasında kalmışım. Bu zaten hiç olmamış.”
Mecidiyeköy’de Bir Akşam ve Yeni Saçlar
İlayda genellikle saçını akşam boyuyor. İşini bitirdiğinde Mecidiyeköy’ün dışarıdaki telaşı hâlâ devam ediyor oluyor.
Pencereden trafik görünüyor. İnsanlar metrobüse yetişmeye çalışıyor, motosikletler ara sokaklardan geçiyor, aşağıdaki dükkânlardan bazıları kapanırken bazıları hâlâ müşteri bekliyor.
İlayda ise birkaç saat önce eski bir tişörtle banyoda uğraşırken şimdi saçlarını kurutup aynanın karşısında sonucuna bakıyor.
Bazen değişiklik o kadar küçük oluyor ki ertesi gün arkadaşları fark etmiyor.
“Saçımı boyadım,” dediğinde karşısındaki kişinin birkaç saniye dikkatlice bakıp “Evet, bir değişiklik var” demesi İlayda’yı ayrıca güldürüyor.
Çünkü o değişikliğin ne olduğunu kendisi gayet iyi biliyor.
Evde Saç Boyarken İlayda’nın Vazgeçmediği Küçük Kurallar
Yıllardır kendi saçında farklı boyalar deneyen İlayda, bütün süreci birkaç basit alışkanlıkla özetliyor.
- Yeni bir ürünü kullanmadan önce kutudaki talimatları okumak.
- Üreticinin belirttiği alerji testini önerilen süre öncesinde yapmak.
- Boyaya başlamadan önce ihtiyaç duyacağı malzemeleri hazırlamak.
- Saçı düzenli bölümlere ayırmak.
- Bekleme süresini tahmin etmek yerine zamanlayıcı kullanmak.
- Büyük renk değişikliklerinde profesyonel destek almayı düşünmek.
- İş bittikten sonra banyoyu hemen kontrol etmek.
Fakat bütün bunların yanında İlayda’nın belki de en önemli kuralı şu: saçını sırf canı sıkıldığı için bir gecede tamamen farklı bir renge çevirmemek.
Bunu da deneyerek öğrenmiş.
“Gece İki Buçukta Saç Kararı Vermiyorum”
Bir dönem geceleri sosyal medyada saç videolarına bakıp aniden renk değiştirmeye karar verdiğini anlatıyor. Saatlerce farklı tonlara baktıktan sonra sabah kalkıp boya almaya gidiyormuş.
Birkaç kez sonuçtan memnun kalmayınca kendisine basit bir kural koymuş.
Bir renk çok hoşuna gittiyse hemen uygulamıyor.
Bir iki gün bekliyor.
Hâlâ istiyorsa tekrar düşünüyor.
“Gece iki buçukta verilen saç kararlarına artık güvenmiyorum,” diye gülüyor.
Belki İlayda’nın evde saç boyama konusunda yıllar içerisinde öğrendiği her şeyi en iyi anlatan cümle de bu. Başlangıçta mesele yalnızca kutudaki boyayı karıştırıp saça sürmek gibi görünüyordu. Zaman içerisinde kendi saçını tanımayı, her rengin aynı sonucu vermediğini ve bazen hiçbir şey yapmamanın da iyi bir karar olduğunu öğrendi.
Mecidiyeköy’deki küçük banyosunda hâlâ zaman zaman boya lekesi oluyor. Bazen toka yere düşüyor. Bazen havlusunu nereye koyduğunu unutuyor. Saçının tonu da her seferinde kafasında hayal ettiğiyle birebir aynı çıkmıyor.
Ama artık paniklemiyor.
Eski tişörtünü giyiyor, malzemelerini tezgâha diziyor, telefonunda zamanlayıcıyı hazırlıyor ve aynaya bakıyor.
Sonra kendi kendine her seferinde aynı şeyi söylüyor:
“Tamam İlayda, bu sefer banyoyu batırmadan bitiriyoruz.”
Çoğu zaman başarıyor.
Çoğu zaman.
